Çok Kibar Bir Dolandırıcı: Villa İlanıma Gelen "Almanya'daki Mühendis"

Dolandırıcılık denince çoğu insanın aklına sahte tapu, kapora kapıp kaçma gibi şeyler gelir. Benim başıma gelen daha sinsiydi; o kadar kibar, o kadar düzgün konuşan bir adamdı ki, iki gün boyunca onun gerçek olduğuna gerçekten inandım. Yazmamın sebebi de bu zaten: tehlike, kaba saba bir tip olarak gelmiyor. Takım elbiseyle, düzgün bir Türkçeyle, "ben yurt dışındayım" cümlesiyle geliyor.

Olay 22 Nisan'da başladı. Çayyolu'ndaki villa ilanıma bir mesaj düştü, sahibinden üzerinden değil de, ilana yazdığım numaraya WhatsApp'tan. İngilizce karışık bir Türkçeyle yazıyordu: "Merhaba, villanız çok güzel, ben Almanya'da yaşıyorum, Türkiye'ye yatırım yapmak istiyorum." Profil fotoğrafı yoktu. O an aklıma kötü bir şey gelmedi, gurbetçi sandım.

Hikâye kusursuz başladı

Adam kendini mühendis olarak tanıttı, Stuttgart'ta bir otomotiv firmasında çalışıyormuş. Türkiye'ye dönmeyi düşünüyormuş, annesi için bahçeli bir ev arıyormuş. Anlattıkça inandırıcı oluyordu; çünkü doğru sorular soruyordu. Tapu durumunu sordu, aidat olup olmadığını sordu, hatta "deprem yönetmeliğine uygun mu, 2000 sonrası yapı mı" diye sordu. Dolandırıcı bunları sorar mı diye düşündüm. Sorarmış.

Hatta o ilk gün ben ona biraz fazla açıldım, şimdi düşününce sinirleniyorum kendime. Villanın bahçesindeki ceviz ağacından, annemin oraya kuş yemliği astığından falan bahsettim. O da "ne güzel, benim annem de bahçe işlerini sever" diye karşılık verdi. İnsan kendi hikâyesini anlatınca karşısındakini de gerçek sanıyor. Sonradan anladım ki bu adamın tek yaptığı, benim söylediğim her şeyi alıp bana geri yansıtmaktı. Ben "huzurlu bir yer" dedim, o "tam aradığım huzur" dedi. Ben "aile evi" dedim, o "annem için aile evi" dedi. Ayna gibiydi.

İkinci gün ilginçleşti. "Ben villayı görmeden almaya hazırım, çünkü size güveniyorum" dedi. İlk alarm zili o cümleyle çaldı kafamda. Almanya'dan kalkıp gelmeden, 11 milyonluk bir villayı görmeden alacak adam yok. Olsa bile bunu ikinci günde söylemez. Ama yine de oyunu bozmadım, merak ettim nereye varacak.

Bir detay da dilindeydi. Çok düzgün yazıyordu ama arada öyle cümleler kuruyordu ki, sanki bir kalıbı kopyala-yapıştır yapıyormuş gibi. Mesela "İşlemi hızlı sonuçlandırmak benim için önemlidir" gibi resmî, tercüme kokan bir cümle. Sonra hemen ardından "abicim merak etme" gibi samimi bir şey. İki ayrı insan yazıyor gibiydi. Gurbetçi bir mühendisin Türkçesi böyle gidip gelmez; ya hep resmîdir ya hep samimi. Bu tutarsızlık, bende soru işaretini büyüttü.

— Ben kaporayı hemen göndereyim, villayı bana ayırın.
— Tabii, ön sözleşme yapalım, kapora için banka hesabımı veririm.
— Yok, ben fazladan göndereceğim. Bir nakliye firmasıyla anlaştım, eşyalarımı taşıyacaklar, onların parasını da size göndereyim, siz firmaya iletirsiniz.

İşte tam burada bütün resim oturdu. Klasik "fazla ödeme" dolandırıcılığı. Adam sana gerçek paradan fazlasını gönderecekmiş gibi yapar; aslında gönderdiği şey sahte bir banka dekontu ya da sonradan iptal edeceği bir havaledir. Sen aradaki "fazla" kısmı "nakliyeciye" gerçek paradan iletirsin, sonra onun gönderdiği para hiç gelmez. Geriye sadece senin gönderdiğin gerçek para kalır.

Nasıl emin oldum

Bir an "belki cidden böyle düşünüyordur" diye tereddüt ettim, çünkü kötü insan olduğumu düşünmek istemiyordum karşımdakinin. Ama içimdeki o rahatsızlığı dinledim. Üç şey yaptım:

Birincisi, "nakliye işini ben aradaki kişi olarak yapamam, siz firmayla doğrudan halledin, ben sadece villanın parasını alırım" dedim. Bunu der demez adamın tonu değişti. "Bana güvenmiyor musunuz?" dedi. Halbuki güven, parayı bir yabancının nakliyecisine aktarmakla ölçülmez.

İkincisi, gönderdiği "şirket" adını internette arattım. Aynı isim, aynı logo, başka şehirlerde başka insanların "dolandırıldım" yazdığı forum başlıklarında karşıma çıktı. Cümleler bile neredeyse aynıydı: "Almanya'dan mühendis", "annesi için ev", "nakliye firması". Demek ki bana özel değildi; bir kalıbı tekrar tekrar oynuyordu.

Üçüncüsü, sahibinden.com'un kendi uyarı sayfalarını okudum. Orada tam da bunu anlatıyorlar: platform dışına çıkarıp WhatsApp'a çekmek, "fazla para gönderme", "kargo/nakliye bahanesiyle aracı yapma" en sık görülen yöntemler. Yani benim "keşke önce baksaydım" dediğim şey, aslında herkesin gözünün önündeydi.

Bir de bir arkadaşıma anlattım olayı, o emlak işinde. Güldü, "sen daha iyisini gördün" dedi. Geçen yıl onun bir müşterisine, "noterde vekâlet verin, ben sizin adınıza her şeyi halledeyim" diyen biri çıkmış; amaç villayı satıcının haberi olmadan bir başkasına devretmekmiş. Yani yöntemler değişiyor ama mantık hep aynı: seni asıl işlemin dışına çıkarıp, parayı ya da yetkiyi bir "aracıya" kaptırmak. Bunu duyunca, benim "ben aradaki kişi olmam" içgüdümün ne kadar yerinde olduğunu daha iyi anladım.

Konuşmayı nasıl bitirdim

Adama uzun bir mesaj yazmadım. Tek satır:

— Villanın parasını yalnızca alıcının kendi hesabından, ön sözleşme ve tapuda alırım. Nakliye, fazla ödeme gibi bir şeye girmem. Hayırlı olsun.

Bir daha yazmadı. Profili de birkaç gün sonra kayboldu. O an kendimi hem rahatlamış hem biraz aptal hissettim; çünkü iki gün boyunca o adamla nazik nazik konuşmuş, ona villayı anlatırken keyiflenmiştim. Beni asıl korkutan, ne kadar kibar olduğuydu. Bağıran, aceleci, kaba bir dolandırıcıdan korkmazsın; korkulacak olan, sana iyi davranıp güvenini kazanandır.

Bana kalan ders

O günden sonra kendime birkaç kural koydum. Para her zaman tek yönde akar: alıcıdan satıcıya. Ben hiçbir "ara işlem"in, "nakliyeci ödemesi"nin, "fazla gönderim"in parçası olmam. İlandaki numarama gelen ilk WhatsApp mesajı "yurt dışındayım, görmeden alacağım" diyorsa, kibarca ama kararlı şekilde süreci tapuya ve ön sözleşmeye bağlarım. Görmeden villa alan insan vardır elbette, ama o insan parayı sana değil notere, tapuya bağlar; senin aracılığınla bir "firmaya" değil.

En çok da şunu öğrendim: o içimdeki rahatsızlık hissi, en iyi dolandırıcılık filtresiymiş. Mantık "adam düzgün konuşuyor" derken, sezgi "bir şeyler tutmuyor" diyordu. İkincisini dinlediğime memnunum. Villayı sonra, hiç gürültü çıkarmadan, Ankara'da oturan gerçek bir aileye sattım. Onlar gelip baktı, dokundu, bahçede çay içti. Gerçek alıcı budur işte; ekranın arkasından sana fazladan para göndermeyi teklif eden değil.